« Önceki | Sonraki »

1.6.2007

DİLDE ŞİVE FARKI AYRIMCILIK MIDIR?

 

    ***************************       

                            DİKEY BAKIŞ                             

 

 

İSMET BORA BİNATLI

            

     ****************************     

 

 

DİLDE ŞİVE FARKI AYRIMCILIK MIDIR?

      

         Bir milleti millet yapan temel unsurların başında toprak bütünlüğü, bayrak birliği ve dil birliği gelir. Bunlar milletlerin asgari müşterekleridir ve olmazsa olmazlarının başındadır.

         Aynı sınırlar içinde, aynı bayrak altında yaşadıkları halde farklı inançları taşıyabilir insanlar. Bu millet bütünlüğü açısından bir noksanlık teşkil etmez. Aynı dili konuşmak ise farklıdır. Bir millet aynı dili konuştuğu müddetçe millet olma vasfını daha belirginleştirir.

         Nedir dil birliği? Basit bir anlatımla bir ülkenin herhangi bir noktasında konuşulan dilin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına dört bir yanında herkes tarafından anlaşılabilir olmasıdır. Ufak tefek farklılıklar arz edebilir ama herkes söylenenin ne olduğunu anlar.

         Kendi ülkemizi ele aldığımızda yedi coğrafik bölgeye ayrıldığımızı biliyoruz. Bu ayrım yapılırken, bitki örtüsü coğrafik yapılanma, iklim şartları vs. dikkate alınmış olabilir ama her bölgenin kendine mahsus giyim-kuşam, yeme-içme, örf-adet farklılıklarının olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir.

         Bütün bu farlılıklar içinde konuşulan dilin de şive farklılıkları vardır ve öylesine geniş bir yelpaze teşkil eder ki bunu ne bu yazının içinde anlatmak mümkündür ne de benim bildiğim kadarıyla bir sayımı yapılabilmiştir.

         Bu farklılıkları edebiyatımızda şiir, hikâye, roman piyes gibi eserlerde, sinemada, televizyonda takip edebilirsiniz. Bunları kullanmak hem yörenin dikkatini o eserin üzerine çekmek bakımından önem arz eder hem de bazı yörelerin özelliğini diğer yörelere taşımak bakımından fayda sağlar.

         Rahmetli Şemsi Belli Güneydoğu şivesiyle yazdığı şiirlerle ünlenmişti. Onun Anayass.osu, Emmoğlu su ve daha nice şiiri bizi, yüzümüze yayılan tebessümle o yörelere alıp götürmüştü. Burhan Çaçan türküleriyle Ağrı’yı, İbrahim Tatlıses Urfa’yı taşıdı ülke gündemine. Kırşehir yöremiz Neşet Ertaş ile bir kez daha gündeme oturdu. Âşık Veysel’le Sivas’ta, Mükerrem Kemertaş’la Erzurum’da dolaştık. Kamil Sönmez Karadeniz’de dolaştırdı bizi. Rahmetli Özay Gönlüm bize Egenin tadını ulaştırdı. İsmail Türüt, Hülya Polat Doğu Karadeniz’in içlerine taşıdılar bizi.

         Hayatında hiç İstanbul’dan çıkmayan bir insan bu müzikleri dinleyerek karış karış dolaşmış oldu ülkeyi. Azeri türküleriyle Azerbaycan’a Trakya türküleriyle Edirne’ye, Tekirdağ’a uzandık zaman zaman. Bir tat alarak, hiçbir art fikir taşımadan ve yaşamadan. Sadece kültürümüzün bir zenginliği olarak yaşadık bunları.

         Resmi yazı dili elbette tektir. Gelmek fiilinden birinci tekil şahsın eylemini anlatan ifadesi “Geliyorum” dur. Bunu Karadenizli (Celeyrum) Erzurumlu (Gelirem) Erzincanlı (Geliyem) şeklinde ifade edebilir ama hepsinde herkes aynı anlamı bulur.

                                                   DEVAMI>>>

17.5.2007

ŞİİR ÜZERİNE

      *****************************       

                            DİKEY BAKIŞ                             

 

 

İSMET BORA BİNATLI

            

                ****************************                

 

                                                                                 

                                          

                                                       ŞİİR ÜZERİNE

    Kim söylemiş bilmiyorum ama “Türkiye’de 70 milyon nüfus 7l milyon şair var," demiş. İyi de demiş, doğru da demiş. Türk Milletinin şiire düşkünlüğünü anlatmak amacıyla  bile söylenebilecek bu söz, aslında ironik bir ifade ama olsun, herkes nasıl anlamak istiyorsa öyle anlama hakkını mahfuz tutar en azından.

 

       Ben tahminen 50 yıldır şiir yazıyorum ya da yazdığımı sanıyorum. “Peki niye şiir, yahut nedir şiir” diye düşündüğüm olmuş mudur hiç? Elbette oldu. Şiir nedir diye kendime çok kereler sordum ve kendimce tarifler yaptım, ama hiç biri beni tatmin etmedi.

 

       Sonra usta kalemlerin tariflerine baktım ve o kadar  çok tarife rastladım ki, sonunda şiirin belli başlı bir tarifi olmayacağını anlamış oldum.

 

       Bir şiir etkinliği sebebiyle gittiğim  büyük bir ilçemizin kaymakamı bana sormuştu “Şiir nedir?” diye. Ben dilimin döndüğünce bir şeyler söyledim ve sonra bana döndü dedi ki:

-         Benim mülkiyede bir arkadaşım vardı, o  derdi ki: “Şiir nedir kardeşim? Ne lafı dolandırıp duruyorsunuz. Bir şey söyleyecekseniz açıkça söyleyin olsun bitsin,” siz ne dersiniz bu düşünceye  diye sorunca, biraz da kırıcı olmamak adına;

-         Sayın kaymakamım, arkadaşınızın adı neydi? diye sordum.O, biraz da ne alakası var gibi düşünerek hayretle “Şaban” dediğinde,

-         O sizin anlattığınız Şaban mantığı  ama sağlıklı bir mantık değil demiştim.

       Demiştim ama bir yandan da beni, şiiri tarif etmeye zorlayan bir düşünce sarmıştı. Önce Ahmet Haşim’i hatırladım: “Şairin lisanı, nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücud bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, ortaklaşa bir dildir” diyordu merhum şairimiz. Ne söylenebilir ki  bu sözün üzerine artık. “Keşke hatırıma gelseydi de sevgili Kaymakama bunu söyleyebilmiş olsaydım,” diye de hayıflanmadım değil hani.

     “Şiir, zor olduğu kadar, dinleyenin ruhunu başka bir aleme götürecek kadar kuvvetli bir sanat dalıdır,” diyor, Mehmet Nuri Parmaksız. Türk şiirinin en büyük isimlerinden biri olan Yahya Kemal Beyatlı’nın da ifade ettiği gibi “Düşüncenin duygu haline gelinceye kadar yoğrulmasıyla oluşan şiir, kelimelere çok çeşitli anlamlar yüklemek, adeta onlara dans ettirmek, takla attırmak suretiyle üstün  şiirde güzellikleri yakalamak mümkün olur”.

    

       Ben burada şiirle ilgili bütün düşüncelerimi yazsam, sütunum elvermez. Onun için iki tarifle konuyu bitirmek istiyorum.

 

       Kleber Haedens: “Eğer şiir tarif edilebilseydi, yüz değil bir tarifi yapılırdı,” derken, şiiri tarif etmenin zor, hatta mümkün olmadığını anlatmağa çalışmıyor mu? Melih Cevdet Anday ise; “Tanım akıl işidir, şiir ise akıl dışıdır; çıkar yol şiiri tarif etmemektedir,”  demek suretiyle bizi doğruluyor adeta.

 

       Ben o şiiri hiç yazamadım, hiç tarif edemedim, hiç tam tarifini bulamadım. En sonunda Bî-Huzur’un deyimiyle;

        “Kim ne derse desin hepsi yalandır

          Şiir duyulup yazılamayandır”

Beytine sığınıp çıktım işin içinden.

 

        Siz de öyle yapın, rahat edersiniz umarım.

 

       Şiir tadında, şiirle kalın.